Makaleler

„Mehteran muhalefet”

 

 

Hep söylüyoruz, bu ülkeye ilkeli, net hedefi olan, ne yapmak istediğini iyi bilen bir muhalefet lazım.

Biraz başını kaldıracak olsa, “ver mehteri” gazına gelip, bir adım ileriden sonra iki adım geri atan,  hizaya giren türden değil.

Şimdi, ABD ile olan gerilimde de ne kadar güzel ortaya çıkıyor bu çelişki.

Washington ve Ankara kapışmasında olayın özü nedir?

Bu gerginlik görünüşte Türkiye’de mahkeme önüne çıkarılan Amerikalı bir rahibin serbest bırakılması talebinin reddi üzerine patlak verdi.

Ama işin özü Türkiye’de bağımsız bir yargının olup olmadığıdır.

Eğer muhalefet Türkiye’de yargının bağımsız olduğunu düşünüyorsa, yekvücut rejimin arkasında durma tavrı doğrudur.

Yok eğer bu kanıda değilse, o zaman tavrını “hizaya girerek” değil, mesafe koyarak, gerçekleri dile getirerek açıklamalıdır.

Türkiye’de yargı bağımsızsa, neden yaz sıcağında  “hak hukuk adalet” yürüyüşleri yaptın?

Eğer yargı bağımsız değilse, neden bu nedenle patlayan bir uluslararası siyasi krizle birlikte rejimin kayıtsız şartsız dayanağı oluyorsun?

Türkiye’de son on yılın tüm davaları aktüel hedefini sindirmek için rejimin yargıyı bir silah olarak kullanması sonucunda gündeme gelmedi mi?

Hapisteki siyasetçileri,  gazetecileri, düşünürleri hatırlatırım.

Pazarlıklar sonucu serbest bırakılmalar da Türkiye’deki tutuklamaların bir kısmının “yargılama” nedeniyle değil, olası pazarlıklar için bir tür “rehin alma” nedeniyle gündeme geldiğinin kanıtı değil mi?

Peki, tüm bunların ardından, Washinton ve Ankara arasındaki gerginliği emperyalizmin bir ulusa karşı dayatması olarak yorumlamaya ne demeli?

Bu kapışmanın köklerinde elbette Türkiye’nin Orta Doğu’da üstlenmek istediği yeni rol yatıyor. Bu bir gerçek.

Ankara çevre ülkeler üzerinde yayılmacı, müdahaleci ve çıkarlarını kabul ettirmeye dayalı bir güç siyaseti izliyor. Aynen ABD ve Rusya  gibi

Ancak muhalefet bu konuda da fikrini söylemeli.

“Derin strateji” politikasına katılıyor mu?

Yoksa iktidara geldiğinde Türkiye’nin “adaletli” bir bölge ve dünya barışı için çaba harcaması gerektiğini mi savunuyor?

“Bağımsız yargı’dan” ve “komşu ülkelerle dostluk siyasetinden” taviz vermek hamilelik gibidir, bunun birazı olmaz!

İşine geldiğinde gizlice “biraz” yargıya müdahale edeyim, komşu ülkelerin içişlerine gizlice  “biraz” karışayım dedin mi gizlice hamile kalırsın ve bunun sonucu da aleni doğumdur!

Yani gizleyemezsin, eninde sonunda çıkar ortaya!

Peki, bu siyasetin alternatifi var mı?

Evet var! Elbette ki ulusal güvenlik sağlanmalı ve terörle mücadele edilmeli, ancak bu  hukuk devleti çerçevesinde, içerde ve dışarıda uzlaşmaya önem vererek ve temel insan haklarından asla vazgeçmeyerek olmalı.

Bu ülkenin artık unutturulmaya çalışılan (ve aslında eskiden de çok iyi hayata geçirilemeyen) mükemmel bir ilkesi vardı:

“Yurtta sulh cihanda sulh!”

Şu dört kelime bile şaşkın muhalefete sarılacağı ve kök salacağı sağlam stratejik bir zemin sunmaktadır.

 

Tarık Demirkan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s