Attila József – Acım tarifsiz
çeviri şiirler

Attila József – Acım tarifsiz

  Çepeçevre kuşatılmışken ölüm pusuya yatmışken (kaçıp deliğe sığınmış fare gibi çaresiz) alevlendikçe ruhun bir kadında çare arayacaksın, onun eline, dizine kucağına sığınacaksın. Sadece sımsıcak kucak değil seni çağıran, ürperten tutku değil, çaresizliğin de ona iter seni. İşte bu yüzdendir ki, ölümün soluk yüzü çıkıp gelene kadar sarılır kadınına onu bulabilen talihli. Sevmelisin! Çifte yük … Okumaya devam et

Huzme
şiirlerim

Huzme

  Hiç görmediğim farklı bir renkti, o güne kadar hiç tanımadığım bir tat bilinmez mekanlarında dolaşmadığım esrarengiz bir diyar, lacivert derinliğinde yüzmediğim bir deniz gözlerimi silik pastel tonlarında hiç gezdirmediğim bir ufuk   zifiri karanlık ormanda açılan bir ışık huzmesi gibiydi girişi varlığının hayatıma,   o kadar aydınlık o kadar şaşırtıcı o kadar eksiksiz.   … Okumaya devam et

Yalana yalan diyebilmek
şiirlerim

Yalana yalan diyebilmek

  Hayatın kendisidir teslim olmamak. Akla, mantığa, ahlaka, dünyaya bakışına ters ise kabul etmemektir dayatılanı. Direnmektir, zorla yaptırılmak istenene. Hayır diyebilmektir, gerektiğinde! Konuş dendiğinde susmak, Sus dendiğinde haykırabilmektir! Kendin olabilmektir, teslim olmamak! Maskesiz, yalan gülüşsüz, uyduruk tebessümsüz. Emirle gülüp,  emirle ağlamadan, içinden nasıl geliyorsa, öyle davranabilmektir! Yalana yalan diyebilmektir. Yılana da yılan! Teslim olmamak “dayanışmaktır”! … Okumaya devam et

Varoluşun ince anlamı
şiirlerim

Varoluşun ince anlamı

    Seni ben mi yarattım? Yoksa yokluğun mu var etti beni? Kurşun gibi ağırdı geceler, ruhumuzun derinliklerinde ise bahar dalı tazeliğinde bir cümbüş! Kimse anlamazdı sevincimizin nedenini, bir kuş çırpıntısı kadar hafif, bir yaz yağmuru kadar bereketli. Hayatın yükü taşınmazdı oysa, ağırdı, yine de, haylaz bir göz kırpmaydı varoluşun payına düşen bizden. Tayfalar gibiydik, … Okumaya devam et

Tane tane kestane
şiirlerim

Tane tane kestane

Her konuda laf yetiştiren „hedonist” tombul dostuma!     Sana bu dünya ne lazım? Kestane kurdu Kazım! Senin derdin kestane, Obur Kazım, Tombul Kazım, şapır şupur tane tane.   Dünya işinden sana ne? Kestane kurdu Kazım! Evin yurdun kestane neyine lazım başka hane, höpür höpür, tane tane.   Yazdığın bu destan ne? Sen yemekten anlarsın … Okumaya devam et