Diğer

Gençlere masallar: “Az gittik uz gittik bir arpa boyu yol gittik”

20160526103558_da2c2680ba5d3506a5d7535cf8b6a181

 

İki resim iki tarihi anı simgeliyor.

Birincisinde dönemin İstanbul Belediye başkanı, „saygı duruşu sap gibi durmaktır” diyordu,

„saygı duruşunda dua edilmelidir” diye de ekliyordu.

Belediye başkanının bu ifadesi Cumhuriyetin ve devletin kemikleşmiş yapısına, tören ve simgelerin alışılagelmiş biçimine karşı bir çıkıştı.

Tabu yıkmaktı açıkçası.

Biçimsel ve simgesel karşı çıkışın gerisinde ise derin bir içeriksel mesajın olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Birinci resim 1995’den.

„Muhafazakâr-ümmetçi-dini” kesimi temsil eden bu hareket yükselişteydi.

Ve bu çok planlı hareketin uzun vadeli amaçlarının olduğu da sır değildi.

Cumhuriyet tarihi boyunca „gayrı meşru” ilan edilen üç ana toplumsal muhalefet hareketi vardı.

Bu hareketler meşru siyaset sahnesine sokulmamışlardı. Ceza yasasının Mussolini Italyasından ödünç alınan  ünlü 141- 142 ve 163. maddeleri bu amaçla hazırlanmıştı.

Bunların içinde en güçlüsü olan ve “toplumsal adalet” talebi temelinde yükselen sol-sosyalist hareketler yelpazesi seksenli yıllarda tarumar edilmişti.

İkincisi Kürt muhalefetiydi. “Etnik temelde” adalet talep eden Kürt hareketlerinin yasal dernekleri kapatılmış, bu hareketlere siyasallaşma imkânı tanınmamış, ısrarla yasa dışı zeminlere itilmiş, böylece Kürt sorunu terör sorununa indirgenmişti

Cumhuriyet rejimin “kırmızı çizgisinin” dışında bırakılan üçüncü hareket ise “irtica” torbasına doldurulan din kökenli muhafazakâr kesimdi.

Bu kesimi diğer muhafazakârlardan ayıran hassas nokta laikliğe ve cumhuriyete olan olumsuz tavırlarıydı.

Cumhuriyet rejiminin legal siyaset imkânı tanımadığı bu üç toplumsal hareketten, bu sonuncunun, meşru siyasi yapı içine nasıl çekildiği, bugün yaşı kırkların üzerinde olanların gözleri önünde cereyan etti.

Laik sistem içinde olan muhafazakâr kesim rejimin kırmızı çizgisi dışındaki İslami kesimi besledi büyüttü.

İmam hatip okullarıyla,

devlet içindeki kadrolaşmasıyla,

Tarikatların cemiyetlerinin meşrulaştırmasıyla,

Siyasi İslam palazlandı  ve

Laik muhafazakâr siyaset,  siyasi islamın “Truva atı” oldu.

Cumhuriyet rejimi demokrasisinin güdüklüğü ve yetersizliği sistemi tıkamıştı.

Ve 90’lı yıllarda sistem tarihinin en büyük krizini yaşarken, sisteme o ana kadar sistem dışı konumlardan muhalefet eden hareketlerden sadece biri ayakta kalmıştı: Siyasi İslam!

Dünya konjüktürü de uygun olunca, bu hareket çok ciddi bir halk desteğini de arkasına alarak iktidara geldi.

 

erdogan-1995-saygi-durusu-sap-gibi-durmaktir_683255224

 

İkinci resim 2016’dan.

Tek başına iktidar olan siyasi islamın, Türkiye Cumhuriyet rejiminin kodlarını tümden değiştirdiğinin tanığı olduk.

Ortaya çıkan model üzerine ciltlerce yorum yapılabilir.

Ancak Türkiye’nin geldiği noktayı sanırım ikinci fotoğraf çok iyi ifade ediyor.

XX yüzyılın “tek adamına” saygı duruşu yapmak yanlıştır derken,

XXI. yüzyılın “tek adamı” için gururla hazır ola geçen, onun mesajı okunurken şu tabloyu sergileyenler bugün devletin sahipleri.

“Tek Adam” rejimine karşı çıkmanın nedeni “Tek Adam” olmakmış meğer!

Muhafazakar-milliyetçi-islamcı demokrasi anlayışı buymuş meğer.

Ülkede ne menem bir demokrasi olduğu bundan daha güzel anlatılabilir mi?

Ülkede gerçek demokrasi için muhalefet yapmanın ne kadar gerekli olduğu bu resimden daha güzel ifade edilebilir mi?

 

 

Tarık Demirkan

28 Mayıs 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s