Makaleler

Ensar vakfı ve Taciz tartışmaları

 

Ensar vakfı tartışmalarının geldiği nokta iyi bir nokta değil.

Hani şu onlarca öğrenciyi taciz eden öğretmenin çalıştığı vakıftan bahsediyorum.

Evet dini temellerde yükselen yapılar, kapalılıkları, “kadın erkek ayrımcılığı” ve cinsiyet konusundaki sakat yaklaşımları nedeniyle bu tür sapkınlıklara daha meyilliler.

Hacı, hoca ve din öğretmenlerinin açıklamalarını, Diyanetin fetvalarını hatırlayın.

Ancak unutmayın, buradan yola çıkarak her Müslüman’ı sapkınlıkla suçlayamayacağımız gibi, dini alanda örgütlenen her kurumu da “taciz yuvası” olarak damgalayamayız.

Ahmet Hakan’ın konuyla ilgili olarak “diğer tacizci öğretmen de solcuydu” savunması yersiz, ama sol kesimlerin buna karşı çıkışındaki tonu da hatalı buluyorum.

Ülkemizde tartışılması gereken, “tacizcilerin” sağ ya da sol kesimden mi çıktığı olgusu değil.

Çünkü şurası açık ki, ahlaklı insanlar ya da tacizci sapıklar İslami vakıflardan da çıkabilir, sol kesimden de

Mesele bu değil.

Tartışılması gereken, Türkiye’de bugün devletin gücünü arkasına alan din ve ümmet kökenli yapıların, toplumsal dokuyu tamamen ele geçirmesi olgusu.

Ve devletin, hükümetin, savcılıkların, polisin bu vakıfları “her ne pahasına olursa olsun” koruma refleksi.

Geride kalan yıllarda çağdaş sivil yapılanmaların dernek ve vakıfların nasıl bir saldırı altında kaldığını hep birlikte gördük.

İktidardaki güç, tüm imkânları kullanarak, bazen tehditle, bazen iftirayla, bazen uyduruk iddianamelerle bu çağdaş sivil yapılanmaları yıldırmak, toplumun gözünden düşürmek istedi.

Faaliyetlerini imkânsız hale getirdi.

Ve her birinin yerine kendi ideolojisi temelinde faaliyet gösteren benzerlerini kurdu, kurdurdu.

Yani İslami hareket bir zamanlar karşı çıktığı toplum mühendisliğinin şahını yaptı.

Ancak bu süreçte kurulan bu İslami dernek ve diğer toplumsal yapılar, yukarıdan aşağı uygulanan bir planın parçası olarak ortaya çıktıklarından, içleri boş, zayıf noktaları çok ve dolayısıyla maddi ve etik açıdan kendilerini koruyabilecek saygınlıkta değiller.

Bu nedenle de iktidar her ne pahasına olursa olsun onları korumaya, en küçük bir eleştiride bile, olabilecek en sert tepkiyi göstererek onları himaye etmeye çalışıyor.

Aile bakanının Ensar vakfına sahip çıkmak için yaptığı şaşırtan çıkış bunun göstergesi.

Hatırlarsınız, bu ülke bir Deniz Feneri skandalını yaşamıştı. O vakıf da ortalığa dökülen delillere, adi “hırsızlık” iddianamesine karşı aynı sert tepkilerle himayeye alınmıştı.

Bilal Erdoğan’ın da mütevelli heyeti üyesi olduğu Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) etrafında dönen yolsuzluklar da sır değil.

Sivil toplum kuruluşları, ilerici ve çağdaş aydınlar bu İslami vakıfların var olduğu yolsuzluklar denizini ortaya çıkarmalılar.

Onlara aktarılan devlet kaynaklarını dillerine dolamalılar.

Devlet himayesinde boy vermeye çalışan bu kurumların karanlık arka yüzlerine ışık tutmalılar.

Tüm işaretler bu ülkede ulusal kaynaklar üzerinde şimdiye kadar görülmemiş ve arsız bir yağma olduğunu gösteriyor.

Somut belge ve dayanaklarla bu yolsuzlukların üzerine gidilmeli.

Bu toplumun Uğur Mumcu’lara o kadar çok ihtiyacı var ki!

Tarık Demirkan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s