Sendika

Ve sol kolunda zincir…

Tam kürsünün önündeyim.

DİSK’in efsanevi lideri Kemal Türkler konuşmasını tamamladı mı, tam hatırlamıyorum.

Birden sesler yükseliyor. Tak, tak… Tak…

Önce tek tük gelen sesler, ardından daha ne olduğunu algılayamadan yaygın bir çatırtıya dönüşüyor.

Silah sesleri bunlar!

Taksim Meydanı’nda yüz binlerce insan var!

Dehşet, korku ve panik anları!

Ne olduğu bilinmeyen, nereden geldiği meçhul bir saldırı!

Çevreme bakınıyorum.

Algılanması güç bir tarih anı bu!

Alan dalgalanıyor.

Kürsüden anonslar yapılıyor! Büyük mitinge katılanlar sakin olmaya çağrılıyor.

Ama sakin olmak mümkün mü?

Birileri bu meydanda toplanan yüz binlerce insanın üzerine ateş ediyor!

Çığlıklar! Haykırışlar! Koşuşmalar!

Herkes gibi yere çöküyorum.

Bir yerden meydanın ortasına doğru bir polis panzerinin daldığını görüyorum.

Araç insan denizinin ortasında tam hız gidiyor!

Birilerine çarpıyor! Birileri savruluyor.

İnsan denizi dalgalanıyor!

Düşenler kalkanlar, düşenler ve kalkamayanlar!

Yardım isteyen çığlıklar!

O anın fotoğraf kareleri bir daha unutulmamaz üzere tanık olanların hafizalarına işliyor!

Karşıdaki otelin üst katlarından sanki ateş ediliyor! Öyle hatırlıyorum. Bir de sağdaki yüksek binaların en tepesinde birileri var! Uzun silah namluları gibi bir şeyler görünüyor!

Kürsüden haykırışlar!

Alandan çığlıklar!

Birbirini ezerek ölümden kaçmaya çalışan masum insanlar!

Yüreğim kanıyor!

“Tanrım, bunu nasıl yaparlar” diye haykırıyor beynim!

Gözlerim alanda, ama soğukkanlıyım ve ne yapılabileceğini düşünüyorum!

Ve silah sesleri kesiliyor!

Birden derin bir sessizlik! Ve sessizliği yırtan çığlıklar!

Meydan bir muharebe alanı!

Yerlerde insanlar yatıyor!

Bayraklar, pankartlar, rengârenk giysiler, ayakkabılar,

Ve kaosta kaybolan, annesini babasını arayan çocuklar!

Kürsü, DİSK görevlilerini görevlerini yapmaya çağırıyor!

Görev; Alanın denetimli olarak boşaltılması, ambulanslara yardım edilmesi.

Kolları bantlı, DİSK gömlekli binlerce görevliden belki birkaç yüz kişi ve DİSK görevlisi olmayan gönüllüler hemen işe koyuluyor.

Alanın çevresinde bir çember oluşturulmaya çalışılıyor!

Ben de oradayım.

Kendiliğinden oluşan organizasyonla yaralılara yardım etmek, ambulansları yönlendirmek görevini üstleniyoruz.

Kimse ne olup bittiğini bilmiyor.

Tek bilinen gerçek, birilerinin Türkiye’nin o güne kadar gördüğü en kitlesel miting olan bu masum ve barışçı gösteriyi kana boğduğu! Ve güvenlik güçlerinin buna göz yumduğu!

Tarih 1 Mayıs 1977.

Yer İstanbul Taksim meydanı!

Yarım saat öncesine kadar görkemli bir bayram ve coşkulu bir şenlik olan 1 Mayıs işçi bayramı, Taksim’de dökülen kanla birlikte, Türkiye tarihinin en karanlık ve en uğursuz sayfasına dönüşüyor!

35 kişinin hayatını yitirdiği alana sonra polis de giriyor ve ilk yaptığı iş, alanda kalanları coplayarak gözaltına almak oluyor.

AKM’nin yan sokaklarından buluşma yerimiz olan Beşiktaş’a doğru inerken, AKM’nin önüne çekilmiş devasa pankarta bir kez daha göz atıyorum!

Artık unutulmayan bir anı haline gelen bu dev pankart Türkiye’yi sembolize ediyor! Sağ elinde 1 Mayıs bayrağı taşıyan işçinin sol bileği zincirli.

Pazulu dev kaslarının üzerinde görece küçük bir kafa çizmiş ressam! Bilinçli mi acaba?

Ne kadar sembolik! Gücünün asla bilincinde olmayan bir toplumsal sınıf!

Yaratanların sadakayla yetinmesi için hayata fazla kafa yormamaları gerek!

Geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle!

Çünkü bu ülke, siyasette solun ilelebet lanetlendiği Türkiye!

Evet, neredeyse kırk yıl önce herkesin gözleri önünde olup biten bu kitlesel cinayetin geri planı hala ortaya dökülmedi!

Oysa o yıllardan bu yana kaç hükümet geldi gitti!

Genel kanı, Kontra Gerilla, Özel Harp Dairesi, Ergenekon ya da adı ne olursa olsun, bu işin “Derin Devlet” tarafından gerçekleştirildiğiydi!

Ancak, bu hassas konu, Ergenekon’u tasfiye ettiğini ileri süren AKP hükümeti tarafından da araştırılmadı.

Taksim alanı o tarihten bu yana demokrasi yanlılarının gözünde 1 Mayıs Alanı oldu.

1 Mayıs o yıldan önce de kutlanmıştı Türkiye’de, ve o yıldan sonra da kutlandı.

Ancak mesele 1 Mayıs’ın kutlanması değil, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması oldu hep!

Çünkü  1977’den sonra 1 Mayıs’ın ruhu bunu gerektiriyordu!

Çünkü 1 Mayıs dayanışma ve özgürlük günüydü!

Çünkü 1 Mayıs, egemen olan hükümetin icazetiyle (bu hükümet kim olursa olsun), Taksim Meydanında değil de mesela Konya Ovasında kutlanırsa artık 1 Mayıs olamazdı!

Bu yıl, Taksim’de gösterilere izin verilmeyeceğinin açıklanmasının ardından, yirmi birinci yüzyılın Türkiye’sinde kendi deyimleriyle “ileri demokrasi” kuranların, demokrasinin en temel kıstaslarından bile ne kadar habersiz olduklarını kavradım, yeniden.

On küsur yıldır iktidarda olmasına rağmen, 1 Mayıs cinayetinin faillerini ortaya çıkarmak için tek bir girişimde bulunmayan, 1 Mayıs 1977 katliamında, canına kastedilenin sadece alandaki insanlar olmadığını, asıl hedefin “demokrasi” olduğunu hala kavrayamayan ve hala “esnafın camı çerçevesi” kırılmasın gerekçesiyle “Taksim Meydanına” özgürlüğün girmesine “asla ve kat’a” izin vermeyeceklerini söyleyen zevat mı kuracak geleceğin Türkiye’sini?

O Türkiye’nin benim Türkiye’m olmayacağı çok açık!

Gezi ruhunun takipçileri, sendikalar, demokrasi yanlıları, Kürtlerin siyasi temsilcileri ve hatta “Beyaz Türkler” ilk kez kararlı bir şekilde bir araya geliyorlar!

Ve kader ağlarını örmeye devam ediyor!

Taksim, 1 Mayıs 1977’den ve Gezi’den sonra demokrasi adına sanırım yine Türkiye tarihinde önemli bir rol oynayacak!

 

Tarık Demirkan

24 Nisan 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s